Oğlum Okula Hazır Mı?


Biz en küçük yaş sınıfı olduğumuz için ve okulun tum öğretmenleri hayatlarında yeni bir sayfa açılan minik hanım ve beylerin yeni ortamlarına alışmalarında yardımcı olmak istedikleri için, bizim ilk günümüz diğer sınıflardan 5 gün önce Çarşamba oldu. Dün sabah büyük bir heyecanla saat bile çalmadan uyandım. Gidip oğlumu uyandırdım. Güzel bir kahvaltıdan sonra yola çıktık. Tüm yol boyunca ona kendimce okulu anlatmaya çalıştım. Çok eğleneceğini, yeni arkadaşları olacağını, hatta en çok sevdiği şeylerden biri olan BAM BAM, yani resim bile yapacaklarını söyledim.

 

Okulun kapısına gelip arabadan indiğimizde ani bir hareketle arkasını dönüp arabaya binmeye çalıştı. O an anladım ki işimiz kolay olmayacak. Onu kucağıma alıp sakinleştirici sözlerle kapıdan içeriye soktum. Sınıftan içeri girdiğimizde anne ve babaları ile oturan 3 tane daha çocuk vardı ve kesinlikle onlar Mert’ten çok daha mutlu görünüyorlardı. Bu sene başlayacak olan diğer çocuklar da sınıfa girince anne ve babaları sınıftan çıkarıp diğer sınıfa aldılar ve ondan sonra bir ağlama orkestrası performansı sergilemeye başladı.

 

Bütün anne ve babaların yüzünden endişelerini okuyabiliyordum. Bizimle beraber sınıfta bekleyen öğretmen de bunu görmüş olmalı ki sürekli bizi sakinleştirici sözler söylüyordu. Doğru yaptığımızı, burada beklememizin en doğrusu olduğunu, bizi gördüklerinde daha çok yaygara koparacaklarını söylüyordu. Senelerin verdiği deneyimler en fazla 1 hafta sonra hepsinin öğretmenlerine, arkadaşlarına kısacası okula alınacağını anlatıyordu.

 

Bu arada sınıftan bir öğretmen yanımıza gelip öğrenciler hakkında sürekli bilgi veriyordu. Tabii ki de benim oğlum ağlayanlar arasında liste başı idi. ılk gün 45 dakika sonra eve gitmemizin iyi olacağını söylediler ve Mert’i alıp karmaşık duygularla evin yolunu tuttum. Nasıl yuvaya alışacağımız konusunda kafamda bir sürü soru işareti vardı. Daha önce aynı şeyleri deneyimleyen arkadaşlarım üzülmemem ve kendime ve Mert’e süre tanımam gerektiğini hatırlatıyorlar sürekli. Hatta birkaç arkadasım okula alışmayan çocuğun olmadığını ama okula alışmayan evebeynler yüzünden çocukların da okula adaptasyonunda zorluk çektiğini anlattılar geçmiş deneyimlerine dayanarak.

 

Annem ve babam ise yaşının küçük olmasından dolayı okula göndermekte erken davrandığımı düşünüyorlar. Oysa ki benim bu konuda tek bir şüphem bile yok. Ben çalışan bir anneyim ve zaten sabahları onu evde bırakıp işe gidiyorum. Diğer bir değişle okulda olup diğer çocuklarla oyun oynayacağı 3 saat boyunca zaten ben evde olmuyorum ki eksikliğimi çeksin. Eşim ve ben yaptığımızın doğru olduğunu ve oğlumuzun kaliteli vakit geçireceğine emin olduğumuz yuvaya en kısa zamanda alınacağına inanarak ilk günü bitirdik. Ancak malesef ikinci gün de ilkinden pek farksız değildi. Sabah okulun kapısını görür görmez ağlamaya başladı. Bu sefer sınıfa girip 45 dakika yerine 1 saat geçirdi ve 1 saatin sonunda öğretmeni artık Mert’i eve götürmem gerektiğini söyledi. Eve dönüş yolunda moralim iyice bozulmuştu. Acaba nerde yanlış yapıyordum. Erken mı başlamıştık. Diğer cocuklar daha sakinken benim oğlum neden bu kadar ağlıyordu. Ama arkadaşımdan gelen telefon içimi biraz rahatlatmıştı. Onun da kızı önce kusmuş, ardından onları da eve yollamışlardı.
Yarın yeni bir gün ve yeni bir deneyim olacak benim için. Oğlumun 3 gün içerisinde yaşadığı ve gösterdiği tüm tepkileri not aldım. Bunun hem öğretmenleri hem de bir uzmanla paylaşıp yorumları en kısa zamanda sizinle paylaşacağım. Ancak şu ana kadar yaptığım araştırmaları da sizinle paylaşmak istiyorum:

 

* 2.5 – 3.5 yaş dönemi çocuğun tam gün okula gitmesi için erken olduğu ancak yarım gün okulun bu yaş grubu çocuklar icin ideal olduğunu belirtiyorlar. Çünkü hala küçükler ve öğle uykusuna ihtiyaçları var. Evde de vakit geçirmek istiyorlar. Henüz evden o kadar uzun süre ayrı kalmalarına gerek yok. Elbette bazı çocuklar gelişimlerine ve aile yapılarına göre tam gün yuvaya gidebilirler.

 

* Ebeveynsiz programların ilk günleri hem anne hem de çocuk açısından sarsıcı olabiliyor. Ancakanneler çocuklarından daha zor ayrılıyorlar. Çocuklardan daha fazla annelerle uğraşmak zorunda kalınıyor.

 

* Bu yaş dönemindekiler henüz oyun çocuğu. Onları katı disiplinle, yoğun ders programlarıyla akademik hayata hazırlamanın bir yararı yok. Çocuklara elbette bir şeyler öğretilecek, yapılan her aktivitenin bir amacı var. Bu hedeflere ulaşılırken kullanılan yöntem ise oyun, müzik ve resim.

 

* 9 aylık bu okul döneminde çocuklar inanılmaz bir değişim gösteriyorlar. Sıraya girmeyi, birbirlerini beklemeyi, kendilerini ifade etmeyi öğreniyorlar. O yüzden mümkünse ‘erken’ demeden çocukları kısa süreli de olsa okula hazırlık sınıflarına veya oyun gruplarına göndermekte yarar var.

 

* Çocuk bir şekil çizdi ve buna ‘ev’ dedi. Oysa yakından uzaktan ilgisi yok. Yapılacak en kötü şey çocuğa ‘bu ev değil, bak öyle çizilmez böyle çizilir’ demek. Eğer çocuk çizdiğine ev dediyse o, evdir ve de en güzel ev odur. Herkes de alkışlar. Çocuğun motivasyonu, yaratıcılığının gelişmesi için bu noktalar çok önemli. Asla çocukların çizdikleri, anlattıkları veya kurdukları oyunlarla dalga geçmemeli, onları düzeltmeye kalkmamalıyız.

 

Konuşmayan bir çocuk diğer çocukların arasına girdiğinde alay konusu olmaz çünkü bu yaş grubu çevrelerindekilerle fazla ilgilenmez. şişmanmış, sarışınmış, kekemeymiş, bir ayağı sakatmış umurlarında olmaz. O yüzden konuşmayan çocuk kendini dışlanmış hissetmez. Aksine iletişim kurmaya çalışır.

 

* Evde annesi, bakıcısı tarafından yedirilmeye alışmış çocuk okulda kendi kendine yemeği öğrenir. ılk başlarda öğretmenlerinden talep edecektir ancak çok geçmeden kendi kendine yemeğe başlayacak.

 

* Düz duvara tırmanan çocuk okula hazırlık sınıflarına artı değer katar. Bu sevilen bir öğrenci karakteridir çünkü özgüveni gösterir. Gücünün farkındadır.

 

Sorun çözmeyi öğreniyorlar. ılişki kuruyorlar, yaşıtlarını tanıyorlar ve kendi aralarında sorunlarını halletmeye başlıyorlar.

 

Küçük çocuklar için küçük binalar güven hissi verir. 2.5 yaşında bir çocuk kocaman ultra lüks bir binada okula gitmekten hoşlanmaz genelde. Çünkü o büyüklük ona korkutucu gelir. Kaybolma hissi yaşar. Çocuk kapıdan içeriye girdiğinde eve giriyormuşçasına rahat olmalıdır.

 

Çocuk okulda mutlu olmalıdır.

 

Sevgiler,
Melisa Mutlu