Kimlik, Anayasa ve Türklük


Kimlik kavramını, doğal ortamda bulunmayan fakat zihin aracılığıyla üretilen çeşitli alışkanlıkların, tutumların, beklentilerin ve ortak geçmişin meydana getirdiği davranış kalıpları ve bakış açısı olarak betimlemek mümkündür.
 

Türkiye’nin en deneyimli antropologlarından olan Bozkurt Güvenç kimliği, grupların, toplum veya toplulukların “Kimsiniz, kimlerdensiniz?” sorusuna verdiği yanıt ya da yanıtlardır şeklinde tanımlamaktadır. Bu anlamda kimlik, kültürel bir örüntü olarak göze çarpmaktadır.

 

Günümüz dünyasının ırk ile kültür arasında bir korelasyon olmadığını ispatlayan bilimsel düzeyi sayesinde kimliklerin ırka bağlı bir şey olmadığını biliyoruz. Oysa kimlik ile ırk arasında özellikle on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda büyük bir bağlantı olduğu ve hatta ırkın, tam da bizzat kimliğin kendisi olduğu düşünülmekteydi.
 

ıkinci Dünya Savaşı’nda yalnızca ırksal farklılıklar neden gösterilerek fırınlarda yakılan milyonlarca Yahudi insanın ölümünü başka türlü açıklamak mümkün değildir. Bununla birlikte on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda kimliğin ırk ile ifade edilebileceğini savunan Avrupalı güçlerin yanı sıra kimliğin tamamıyla kültürel bir örüntü olduğunu ve icat edilebildiğini savlayan demokratik bir ülkeler topluluğu daha bulunuyordu. ılk düşünce kimliği kalıtıma bağladığı için dışa kapalı bir kavram olarak tasarlarken, ikinci düşünce kimliği kültüre bağlamakta ve böylece de kimliği dışa açık ve seçilebilir bir kavram olarak tasarlamaktadır.
 

ıkinci Dünya Savaşı’nın da galibi olan kimliği kültüre bağlayan bu demokratik cephe, 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin de dağılmasıyla faşizm ile komünizm alternatiflerinin arasında sıyrılarak yirmi birinci yüzyılın alternatifsiz siyasi rejim biçimi olarak baskın hale gelmiştir. Bu düşüncenin temelinde kimliklerin tamamıyla kültürel örüntüler olduğu ve tarihin belli aşamalarında çeşitli toplum mühendisliklerinden geçirilebildikleri yatmaktadır.
 
 

Türkiye Cumhuriyeti de bu modern paradigma esas alınarak kurulmuştur ve Türk kimliği de tıpkı Fransız, ıngiliz, Alman kimlikleri gibi sonradan üretilmiş, icat edilmiş ve itibar kazandırılmıştır. Ülkemizde gelinen bugünkü noktada ise Türk kimliğinin yeni yapılması planlanan anayasada kaldırılması tartışılmaktadır. Bu durum Türkiye’deki mevcut Türk kimliğinden hoşnut olmayan ve bu kimliğin yerine yeni bir kimlik üretmek isteyen bir tavrın varlığına işaret etmektedir. Kimlik, kültürel bir doku olduğuna göre, Türk kimliğine ilişkin dönüşüm çabaları, Türkiye’nin eski kültürel zemininin yerine başka bir kültürel taban koyma çabaları olarak algılanabilinir.
 

Türklük kavramı Orta Asya’ya kadar geri götürüldüğünde binlerce yıllık bir geçmişe gönderme yapmaktadır. Kavramın gelişimi ise yine Bozkurt Güvenç’e atıfta bulunursak Türklerin ıslam’la tanışmaları ile ilk büyük dönüşüme uğramış, Anadolu’ya yerleşilmesi ikinci büyük kültürel devrimi meydana getirmiş, Osmanlı ımparatorluğu’nun yayılarak çok çeşitli kültürleri içine almasıyla bir başka boyuta atlamış ve son olarak da Batılılaşma hareketleriyle dördüncü büyük kültürel dönüşümü başlatmıştır.
 

Bugünün Türkiye’sinde Orta Asya’dan bugüne değin yaşanılan tüm kültürel gelişmelerin hepsi belli bir kültürel yer kaplamaktadır ve günümüz Türk kimliğine katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte her kimlik icadında olduğu gibi, modern Türkiye oluşturulurken de kurucu kadrolar Türk kimliğini tasarlarken geçmişten aldıkları kültürel donelerde seçici davranmışlar ve geçmişin bazı kültürel verilerini yeni Türk kimliğine monte ederken, bazılarını dışarıda bırakmışlardır.
 

Aynı şekilde bu yeni devletin Türk kimliği inşa edilirken geçmişten alınan kültürel verilerin bazılarının şiddeti yüksek, bazılarının ki ise düşük tutulmuştur ve bu seçim sırasında özellikle Batılı, modern bir devlet ve kimlik kurmak için en uygun olan verilerin kullanılmasına azami şekilde özen gösterilmiştir. Bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin kabul ettiği Türk kimliği dönemin en çağdaş ve uygar kimlikleri olan Batı uluslarının kimlikleri modellenerek icat edilmiştir.
 

Bu nedenle bugünkü tartışmalarda Türk kimliğinin yeniden tartışma açılması, aslında Türkiye’nin doksan yıl önce belirlemiş olduğu çağdaş ve uygar olma iddiası taşıyan ve Batı model alınarak icat edilen kimliğinin dönüştürülme isteğinin bir dışa vurumuymuş gibi görünmektedir. Bu nedenle günümüzdeki pek çok yazar ve aydının anayasadaki Türk sözcüğünün kaldırılması karşısındaki büyük tepkisini ve direnişini etnik duygular taşıyan bir tutumdan çok, çağdaş, uygar ve Batı modeli bir kimliğin, kendisinin aksi bir içerikle yeniden üretilebilmesinden duydukları çekince olarak görmek mümkündür.
 

Fatoş Altınbaş Sarıgül

Bu Yazılar da İlginizi Çekebilir