Fransız Kadınlar Niçin Kilo Almaz?

Fransız Kadınlar Niçin Kilo Almaz?

Fransız kadınlar aslında kilo almıyorlar değil; kilo almamak için çok uğraşıyorlar. Çünkü Parisliler, kilolu Fransız kadınların iş bulamadığını söylüyor.

Yakın zamanda BBC News magazinde yayımlanan ‘şişman, Kadın ve Fransız Olmanın Tehlikeleri’ başlıklı yazı Fransız kadınlarının asla kilo almadığına dair şehir efsanesine karşı çıkıyor.  Yazıyı kaleme alan Joanna Robertson mahalle baskısı ile zalim fakat örtbas edilmiş diyet sistemini gözler önüne sermeyi amaçlıyor.

Yazar kilolu Fransız kadınların işe alınmadığı ve Fransız ailelerin “kilo almamak için akşamları buharda pişmiş sebze ve bir bardak bitki çayına talim etmek” suretiyle kendilerini akşam yemeğinden mahrum bırakmak da dahil bir dizi iddiada bulunuyor. Yazarın iddiaları kulağa komik geliyor, fakat doğma büyüme Parisli olanlar bu iddiaların doğru olduğunu rahatlıkla söyleyebilir. 

Robertson yazısına vücut ölçüleri sebebiyle iş bulamayan balıketli bir sanat galericisinin öyküsüyle başlıyor.  Evet, ülkedeki üst düzey mevkileri dolduran kadınlar genellikle minyondur, fakat aynı şey medyanın ilgisinin üzerinde olduğu kadınların büyük çoğunluğu için de geçerlidir.  Bu özellikle olarak Fransa’ya özgü bir husus değildir, aksine (New York ta dahil) dış görünüşe prim verilen tüm büyük şehirlere özgü bir durumdur.  La Silhouette, du XVIIIeme Siècle à Nos Jours’da yazan sosyolog George Vigarello’ya göre kadınların başarısının incelikle bağdaştırılmasının sebebi “inceliğin yalnızca cinsel yönden baştan çıkarıcılığın değil fakat aynı zamanda özgüven, inisiyatif, rahatlık ve otonominin de bir emaresi olmasındandır”. Yani, bir başka deyişle, ince olmak fiziksel ve zihinsel açıdan kontrolü elinde bulundurmakla eşdeğerdir.  

Fakat yine de oldukça Fransa’ya özgü olan bir zayıf olma kültürünün mevcut olduğu da yadsınamaz. Katolik bir memlekette açgözlülük tarihsel olarak günah kabul edilmektedir. Öğünler son derece kontrollü olup düzenli saatlerde verilir: Aileler tüm fertleriyle her gece akşam yemeğine oturur; şirketlerde çalışanların öğle yemeği paydosunda tam öğün yiyebilmeleri için en az bir saat süre verilir –öyle ki masanızda çalışırken sandviç atıştırmak çok nadir görülen bir durumdur. Atıştırma kültüründen söz edilmez ve porsiyonlar Amerikan standartlarına göre ufak kalır.  Yemek bir tutkudan ziyade bir gereklilik olarak görülür. Obezite nadirdir ve Fransa’da ender rastlanır.

2009 tarihli bir çalışma Avrupa’da klinik olarak zayıf kadınların en büyük çoğunluğunun Fransa’da olduğunu ortaya koymuştur.  Kilo alma korkusu çok azdır ve radikal diyet yapma kültürü mevcut değildir. Buradaki hakim düşünce herkesin ince olarak dünyaya geldiği ve ‘şişman’ olmanın (genellikle orta bedenden büyük olmanın) kendi kabahatiniz olduğu ve bu durumun herkesi ilgilendirdiğidir.  

Yani Fransız aileleri akşam yemeğine oturmayıp geceleri buharda pişmiş sebzeyle geçiştirirken aslında gizli ve sıklıkla neredeyse bilinçaltı bir diyet uygulamaktadır: Süpermarketlerdeki rafların tamamı diyet yoğurt, mısır gevreği ve sodalara tahsis edilmiştir. Tatlı yemenin yerini genellikle sigara içmek alırken "apéritif” esnasında sunulan kırmızı şarap ve fıstıklar yemek olarak kabul edilir.

Ben kendimi makul seviyede zayıf biri olarak görüyorum.  Amerika’da ‘ufak’ beden giyiyorum, bu da Fransa’da ‘orta’ bedene tekabül ediyor.  Ama yine de etrafımdaki insanlar sürekli benim sınırda olduğumu yani tek bir gram almamam gerektiğimi söylüyor. ınsanların güya “iyilik” yaptıklarını hissettikleri için birbirlerinin kilolarıyla ilgili yorum yapması toplumda genel kabul gören bir hadisedir.  Örneğin ebeveynlerim kibarca bana yemek sonrası tatlı yemememi salık verir veya kafeteryadaki garson ikinci patates kızartması siparişimi alaya alır.

Yakınlarda bir partide rastladığım bir arkadaş bana doğru gelip “Sen kilo mu aldın yoksa bu kot pantolon mu üzerinde kötü duruyor?” diye sordu. Bana bunu söylemesinin sebebi “benim iyiliğimi” düşünmesiydi.

Her ne kadar bilinçli olarak diyet yapmasam da ağır ve kızartma ağırlıklı yemekler yedikten sonra pişman oluyor ama genellikle eve yürüyerek veya Velib'i (Paris’teki bisiklet paylaşım programı) kullanarak bunu telafi ediyorum.  Her ne kadar kendimi bir feminist olarak görsem de yatmaya biraz aç hissederek gittiğimde garip bir gurur hissi duymaktan kendimi alamıyorum –gerçi böyle hissettiğim anda kendime de kızıyorum.

Bütün bunlara rağmen durumlar değişiyor. ObEpi-Roche tarafından yapılan yeni bir araştırmaya göre “ortalama bir Fransız 1997'den tarihinden bu yana 3.5 kilodan fazla kilo alarak 72 kiloda tartılmaktadır”. Bu şu an itibariyle Fransız nüfusunun yüzde 15'inin obez, yüzde 32.3'ünün ise fazla kilolu olduğu anlamına gelmektedir. Dünya Sağlık Örgütü Fransa’nın yüzde 30 unun “obez öncesi” aşamada olduğunu göstermektedir.

Küreselleşme Fransa’ya gıda zincirlerini ve evlere servis kültürünü getirdi ve bugün bir kahve molası kalori dolu Starbucks ürünleri tüketmeye dönüştü. Ergenler semiriyor fakat buradaki idealler evirilmiyor.

 

Yazar: Alice Pfeiffer
Kaynak: Marie Clarie

Bu Yazılar da İlginizi Çekebilir
Erkeklerin Kalça Düşkünlüğünün Sebebi Ne?
+
Erkeklerin Kalça Düşkünlüğünün Sebebi Ne?

Erkeklerin kadın bedeninde kıvrımlara olan düşkünlüğü yüzyıllardır bilinen bir gerçek. Bilkent Üniversitesi’nin yaptığı araştırma erkeklerin dolgun kıvrımlara olan ilgisinin bilimsel boyutunu ortaya koyuyor.

Adet ve Menopoz Döneminde Rahatlık İçin Doğadan Faydalanın
+
Adet ve Menopoz Döneminde Rahatlık İçin Doğadan Faydalanın

Doktor Sinan Akkurt, kadınların hayatının her evresinde farklı nedenlerden dolayı zorlu geçen regl dönemi ve geç yaşlarda başlayan menopoz döneminin sıkıntı çekmeden geçirilebilmesi için detaylı bilgiler ve tavsiyeler içeren bir yazısı mutlumikrop.com okuyucuları için kaleme aldı...

Türkiye'de 40 Yaş Altı Meme Kanseri Artış Gösterdi
+
Türkiye'de 40 Yaş Altı Meme Kanseri Artış Gösterdi

Kadınlarda meme kanseri görülme sıklığı her geçen gün artmaktadır. Çalışmalar her 8 kadından birinde hayatının bir evresinde meme kanseri gelişeceğini gösteriyor.